en_US
en
off
Mobile View
Desktop View
Kişisel Gelişim Yazıları
14980


​NAPOLEON HİLL'DEN BAŞARISZILIĞIM 30 NEDENİ


1.Kötü Kalıtımsal Geçmiş

 Bazen bunun için elimizden bir şey gelmez ama beyin gücü ile

 yenebiliriz.

2. Hayatta İyi Belirlenmiş Bir Amaç Eksikliği

Belki de başarısızlıklarımızın ana nedeni budur.

 .3Sıradanlığı Aşacak Kadar Hırslı Olmamak

 Eğer aldığımız kararların bedelini ödemekten kaçıyorsak içimizde başarılı olmak için bir hırs olmaz.

4.Yetersiz Eğitim

 Bu en kolay yoldur. Kendimizi yetersiz buluyorsak okumaktan başka çare yoktur. Üstelik bu çare sadece bizim elimizdedir.

5.Disiplin Yetersizliği

Bizleri idare eden sadece yine biziz. Hayatımızın kontrolünü elimize almazsak başarısızlık bizi kapıda bekler.

6.Sağlığın Kötü Olması

Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur diye boşa söylenmemiş. Sağlığımız her şeyimiz.

7.Çocukluğumuzdaki Elverişsiz Çevre Etkenleri

Çocukken bizim elimizde olmayan nedenler vardır. Ama hayatımız boyunca da bu nedenlere sığınarak yaşamak doğru değildir.

8.Erteleme

 En yaygın başarısızlık nedenlerinden biridir.

9.Israr Etmeme

Çoğumuz başladığımız her şey de iyi başlayıcılar ama kötü tamamlayıcılarız. En küçük bir yenilgi işaretinde vazgeçmeye hazırızdır. Başarısızlık kararlılıkla başa çıkamaz.

Olumsuz Kişilik

Çevremizin nefretini kazanarak bir yere varamayız. Olumsuz kişilik iş birliği sağlayamaz.

11.Cinsel İsteğin Kontrol Edilememesi

Cinsellik harika bir duygu ama karşımızdakini cinsel obje olarak görmek belki de dostluklarımıza zarar verir.

12.Hiçbir Bedel Ödemeden Bir Şey İçin Kontrolsüz Arzu

Kumar tutkunu olmak gibi bağımlılıklar insanı başarıdan uzaklaştırır.

13.İyi Belirlenmiş Karar Gücü Eksikliği

Kararsızlık ve erteleme ikiz kardeştir. Birinin bulunduğu yerde genelde diğeri de bulunur. Sizi tamamen aciz hale düşürmeden bu çifti öldürün.

14.Korkularımız

Yersiz korkular başarısızlığın temel taşıdır.

15.Evlilikte Yanlış Eş Seçimi

Kararlarımızı hep mutlu olacağız diye veririz ama yanlış karar aldığımızda da bedelini ödemeye hazır olmalıyız.

16.Aşırı Tedbirli OlmakHayatın tadı riske girmeden alınmaz. Sakin limanlarda yatan gemiler fırtınalardan korunur ama geminin altınının durmaktan delinmesine mani olamazsınız.

17.Hayatında Yanlış Ortak Seçimi

İşteki başarısızlıkların en yaygın nedenlerinden biri de budur.

18.Batıl İnanç ve Önyargı

Batıl inanç bir tür korkudur. Ayrıca cahillik işaretidir.

19.Yanlış İş Seçimi

Hiç kimse sevmediği bir işte başarılı olamaz.

20.Çaba Yoğunluğu Eksikliği

Bütün çabalarınızı tek bir kesin hedefe yoğunlaştırın.

21.Rastgele Harcama Alışkanlığı

Savurganlar başarılı olamazlar. Çünkü daima yoksulluk korkusuyla yaşarlar.

22.İstek Eksikliği

İstek olmaksızın kişi ikna edici olamaz. Üstelik istek bulaşıcıdır. Çevremizi seçerken dikkatli olmalıyız.

23.Hoşgörüsüzlük

En zararlı hoşgörüsüzlük şekilleri, dinsel, ırksal ve siyasal fikir farklılıklarına karşı gösterilenlerdir.

24.Ölçülü Olmama

En yıkıcı aşırıya kaçma şekilleri; yeme, içme ve cinsel faaliyetlerle ilgili olandır. Bunların herhangi birinde ölçüsüzlük başarı için öldürücüdür.

25.Diğerleriyle İş Birliği Yapma Yetersizliği

Hiçbir bilgi sahibi iş adamının veya liderin katlanacağı bir hata değildir bu.

26.Çaba Göstermeden Elde Edilmiş Güce Sahip Olma

Zaman içinde hak ederek kazanılmamış güç çoğu zaman başarı için ölümcüldür. Ani zenginlik yoksulluktan daha tehlikelidir.

27.Kasıtlı Sahtekarlık

Dürüstlüğün yerini tutacak bir şey yoktur.

28.Kendini Beğenme ve Kibir

Bu özellikler diğerlerini uzakta tutmaya yarayan kırmızı ışık görevi görür. Başarıyı öldürür.

29.Düşünmek Yerine Tahmin Etmek

Çoğu insan doğru bir şekilde düşünmek için gerekli olan bilgiyi elde edemeyecek kadar tembel ya da ilgisizdir.,

30.Sermaye Yetersizliği

Bir malı iyi pazarlamak için malı iyi tanımak gereklidir. Kendimizi de iyi pazarlamamız için kendimizi de iyi tanımalıyız.


Zihin Okumak İsteyenlere Üç Etkili Teknik


Cold Reading – Soğuk Okuma

Bir kişi hakkında özele inmeden genel hatları ile özel bilgiler vermektir. Bazı falcıların, medyumların bilerek veya bilmeyerek kullandığı bir tekniktir.

Örnek cold reading metni;

[quote_box_center]“Başkalarının sizi beğenmesine, sizi sevmesine ihtiyaç duyuyorsunuz, ama aynı zamanda kendinize karşı eleştirel olmaya da eğilimlisiniz. Kişiliğinizin bazı zayıf yönleri var ama genelde bunları telafi etmeyi başarıyorsunuz. Hedeflerinizi gerçekleştirmek için kullanabileceğiniz büyük bir kapasitenizin olduğunu biliyorsunuz ama bunun sadece çok küçük bir kısmını kullanıyorsunuz. Dışardan disiplinli ve özgüvenli gözükürken, içten içe kaygılı ve güvensizsiniz. Bazen doğru kararı verip vermediğiniz ya da doğru şeyi yapıp yapmadığınız konusunda kafanızda ciddi şüpheler uyanıyor. Belli bir miktarda değişiklik ve farklılığı tercih ediyorsunuz; kısıtlamaların, sınırlandırmaların içinde kalmak sizi mutsuz ediyor. Bağımsız bir düşünür olmakla gurur duyuyorsunuz ve başkalarının iddialarını tatmin edici kanıt olmadan kabul etmiyorsunuz. Ama kendinizi başkalarına açarken çok açık, çok içten olmayı akıllıca bulmuyorsunuz. Bazı zamanlar dışadönük, sokulgan ve sosyalsiniz; bazı zamanlarsa içedönük, sakıngan bir kapalı kutu oluyorsunuz. Bazı çok gerçekdışı aZihin Okumak İsteyenlere Üç Etkili Teknikrzularınız var. Normalde sabırlı bir insansınızdır ama bir noktadan sonra çok sinirli birisi de olabiliyorsunuz.”

Hot Reading – Sıcak Okuma

Bir kişi hakkında kesin bilinen bilgileri vermektir. Şöyle ki; mesela bir kişinin ehliyetinde doğum gününü gördüğünüz zaman bunu ona çaktırmadan satmaktır. Ya da üstünde kedi tüyü görüp kedileri sevdiğini söylemektir.

Warm Reading – Ilık Okuma

Çıkarım yapma sanatıdır. Örnekle açıklamak gerekirse bir kişinin elinde psikolojik roman gördüğünde psikilojiye olan ilgisinden bahsederseniz bu warm reading’tir.


Zeckerberg, Musk gibi girişimcilerden Öğrenme Tekniği: 20 saat Kuralı

Günümüz dünyasında bilgiye ulaşmak oldukça kolay Fakat bilgiyi tam anlamıyla öğrenip uzmanlık alanı haline getirmek hepimiz için zor bir süreç. Fakat başarıya ulaşmış insanlar Zuckerberg ve Elon Musk gibi kişiler kendilerini genç yaşlarında nasıl bu kadar donanımlı hale getirebilirler?  Cevabı olağandışı bir zeka değil ya da insanlık dışı bir çalışma süreci de ...Aslında cevabı, herkesin hayatında uygulayabileceği kolay bir yöntemi disiplinli bir şekilde kendi yaşamlarını Entegre etmelerinde saklı.

Bilim insanı ve yazarı olan çok Josh Kauffman’a göre öğrenmek istediğiniz her neyse,- bir enstrüman çalmak yeni bir dil veya bir konu hakkında uzmanlaşmak tüm bunları 20 saatte tamamlayabileceğiniz.

Josh Kauffman, bu öğrenme sürecinin başarıyla gerçekleşmesi için ilk olarak isimlerini olarak uygulanması gerektiğini söylüyor. Bu öğrenme şekli ile uzmanlaşmak istediğiniz konuyu günde ortalama 45 dakika çalışmanız yeterli

Burada önemli olan çalışacağınız süreyi gerçekten odaklanarak ve sadece öğrenmek istediğiniz konu ile ilgili çalışmalar yaparak geçirmek Kısacası var olan 20 saatinizi günlere bölerek en verimli şekilde değerlendirmeniz gerekiyor.

Yazar Kauffman.bu konuda Amerika Birleşik Devletleri kurucularından Benjamin Franklin'in öğrenme yöntemine de dikkat çekiyor. Şöyle ki Benjamin Franklin öğrenme “planlı öğrenme” adına verdiği bu yöntemde sadece 3 yıl alabildiği okul eğitiminin açığını fazlasıyla kapatmayı başarabilmiş bir isim.

Onun tekniği 5 saat kuralı olarak da geçiyor bu çalışmasında hemen hemen 20 saat kuralı ile aynı. Çünkü Benjamin Franklin pazartesiden cumaya kadar koyduğu hedefler doğrultusunda bir saatini öğrenmek istediği konuyu ayırarak 1 ayın sonunda yeterli donanıma Sahip olmayı başarıyordu.

Kaynak: Ceotudent


RİCHARD BRANSON'ın BAŞARI HİKAYESİ


Öğrenme bozukluğu yüzünden okuldan atıldığı şimdi Adası bile var dünyanın en zenginlerinden….

 16 yaşında dergi çıkararak iş dünyasında adım attı şu an İngiltere'nin en zengin ilk beş iş adamlarından biri! Richard Branson ilham verici hayat öyküsü hepimize örnek olmayı başarıyor. Richard branson  18 Temmuz 1950 yılında doğdu çocukluk yılları pek parlak geçmedi. İş dünyasında en başarılı isimlerinden biri.   Richard Branson.Kendisi iç dünyasının en girişimci Cesur ve yardımsever kişilerin yaptığı işler de oldukça başarılı olan sayesinde İngiltere'nin en zenginleri listesinde yer alıyor ilham  verici başarı öyküsü ile milyonları örnek oluyor bunda en büyük etken kendisinin disleksi (Öğrenme bozukluğu) hastası olmasıyla aynı zamanda öğretmenleri ve müdürleri tarafından başarılı bir öğrenci olarak yorulmuyor. Bu nedenle 16 yaşında okula bıraktı. Yarım kalan okul hayatının ardından The Student Magazine adlı dergiyi çıkartarak Ticaret hayatına atıldı. Öğrencilere yönelik hazırladığı içerikleri bu dergide yayınlayan Branson bu dergi ile başarı merdivenleri tırmanmayı başardı. Buradan elde ettiği gelir ile Londra'nın en işlek Caddesi Oxfort Caddesi'nde “Virgin Music” adında bir Plak Dükkânı açtı.

Böylece Virgin İmparatorluğu'nun ilk şirketi açılmış olduğu zaman ve başarılı Çalışma hayatı sayesinde açmış olduğu Virgin Music dünyanın en başarılı plak şirketlerinden Biri haline geldi durmak bilmeyen başarılı iş adamı 1980'de Voyager Group’u,  1984'te Virgin Atlantic Hava Yolları'nı kurdu. Dünyada havayolları ulaşımının git gide önem arz etmesiyle Virgin Atlantik Havayolarını kurdu.

 Virgin USA Virgin Nijerya Virgin Ekspres bir hızla dünyaya yayılmaya başladı. Girişimleri Turizm sektöründe devam etti insanın uzaya gitme hakkı var diyerek Virgin Galaxy kurdu. Uzaya yolcu taşıyan  Virgin Galatic onun ne kadar girişimci ve cesur olduğunu göstergesi. Aynı zamanda yine farklılık yaratarak uzaya Otel inşa etmeyi hedeflediği de biliniyor. Kendisine ait adası bulunan Branson buradan da ciddi gelirler elde ettiği biliniyor.

Farklı ve yenilikçi 400'den fazla yatırımı olan Richard Branson başarılarının sırrını Şöyle özetliyor ” fazla ayrıntı sizi harekete geçirmekten geçmekten  alıkoyabilir” bu sözüyle kendisinin cesur bir işadamı olduğunu girişim fikirleri aklına geldiğinde çok beklemeden onları hayata geçirmek için adım attığını söyleyebiliriz. Aynı zamanda ayrıntıların ve hazır olmak için beklemenin dezavantaj olabileceğini düşünüyor. Çünkü fazla düşünce ile oluşabilecek kaygılardan harekete geçmeniz var olacağını biliyor eleştirilerinin önemini bir iş adamının başarılarının ardından kendine inanması ve o anda değerlendirmesi yatıyor.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/galeri-richard-bransonun-basari-hikayesi-40686921?p=1


Topluluk karşısında konuşmak için kazanmamız gereken beceriler


Topluluk karşısında konuşma becerilerini geliştirmek için strateji taktiklerini uygulayabileceğiniz alıştırmaları keşfedin. Böyle konuşma becerilerinizi geliştirebilirsiniz.

 GÖZ TEMASI

 Halka açık olduğundan sağlanması ve sürdürülmesi zor olabilir ancak güvenmesine yardımcı olur. Göz temasından korkmanız halinde doğruyu bulana kadar denemek için bazı alıştırmalar yapar önce odadaki kişilere göz gezdirin. 25 kişiden fazla kişi varsa sadece göz teması kurduğunuz ve yanındaki kişiler direk onunla göz teması kurduğunuzu anlamayacaktır

 İFADE VE TELAFFUZ

 Sözcükleri nasıl ifade ve telaffuz ettiğiniz önemli ancak sinirlendiğinizde muhtemelen daha hızlı konuşma ilimizde oluyorsunuz. Bu durumda hitap ettiğiniz kitle söyleyeceğiniz her şeyi yakalayamaz ve maksimum verimlilik sen yoksun olursunuz. Aşağıda telaffuz ve telaffuzunuza  yardımcı olacak bazı yollar bulunmaktadır.

 Önce dişlerinizi gösterin ses çıkarmak için ağzı açık ve nefes borumuz temiz olmalıdır.  Çok hızlı konuşmaya başladıysanız dişlerini göster. Bir de ağzını biraz daha açın bunu yapıp yapmadığını da emin değilseniz bir ayna karşısında konuşun Daha da iyisi bir kamera kurum veya konuşmanızı videoya kaydedin

 İkinci İpucu: telaffuz ile ilgili Müzik dersinde Aslında sözlerini anlayabildiğin şarkılarının ortak bir noktaya sahip olduklarını fark ettiniz mi ? Ünsüzleri açıkça özellikle  her kelimenin son sesi olarak seslendirirler. Siz de deneyin D harfini odaklanma dan yüksek sesle dünya diyeyim Sonra D harfini açıkça telaffuz ederken söyleyin bunu yüksek sesle açık kelimelerle uygulayın fark yarattığını vereceksiniz.

 DİL ÜSTÜ ÖĞELER

 Bunlar konuşmanızdaki kelimelerden başka her şeydir. Konuşma tonu ve hızlı sesinizin hacmi yüksek mi yumuşak mı yüksekliği ve hepsi bir araya gelince ifade eden etkili bir eğlence parkı alçak ve yüksek düzlükler vardır. İyi bir konuşmanın hızının çeşitli olması da öyledir. Kimse monoton bir konuşmayı dinlemeyi sevmez. Tekdüze bir ses uzun süre dinleyecek kadar sıkıcıdır.

SESSİZ ENGELLERİN AŞILMASI

 Sunumunuzu alan Kullanıma önemlidir. Çoğu kişi sunum alanı için çok iyi bir yer tercih etmeye çalışır. Siz bunu hemen yapmayın!  Kendinizle kitleniz arasında ne tür bir bariyer oluşturduğunuzu ve alanınızın avantajını nasıl daha iyi nasıl kullanabileceğinizi görmek için alanı değerlendirin. En iyi şekilde nasıl bağlanacağınızı bir güç noktasından değil, bir bağlantı noktasında nasıl onları ulaşabileceğinizi görün. Siz ve izleyici arasına, gereksiz  sözsüz engeller koymayın

Kaynak: sosyalmedya.co


ASLA VAZGEÇME...

Her geçen gün yeni bir şey öğreniyor insan. Bunu biliyordum diyemediğimiz ve hayretler içine düştüğümüz nice değişik bilgiler ediniyoruz. Birden bire alakasız bir anda duyduğumuzda “Aman ne önemli?” Diye önemsemediğimiz bir konu, üzerinde düşününce birden şeklini değiştiriveriyor.

Arkadaşım sordu: “Bir bambu ağacı nasıl yetişiyor biliyor musun?” Cevabım ise şöyle oldu.
“Bilmem gereken bir bu eksikti.” Israr edip anlattığında baktım ki bir bambu ağacı nelere kadirmiş, özünden alıp insanı nerelere götürürmüş!

Peki ya siz biliyor musunuz bambu ağacının nasıl yetiştiğini?

Bu istek ve amaç içinde olan kişi toprağa bambu ağacı tohumu eker ve sularmış. İlk yıl hep toprağa ve dolayısıyla tohuma su vermekle geçermiş. İkinci yıl aynı işlem devam edermiş. Tohum itinayla sulanır ve dikkat edilirmiş. Ondan sonraki üç sene yine aynı. Görünürde hiçbir şey yok. Emek veriliyor ama ortada bir şey yok. Ne zaman ki beşinci yılın sonuna gelindiğinde işte o zaman bambu ağacı filiz vermeye başladığı gibi altı hafta içinde de tam yirmi yedi metre boyuna geliverirmiş.

Ekildiğinden beri gördüğümüz elle tuttuğumuz ve gelişimini gözlemleyebildiğimiz başka hiçbir ağaç 5 yılda bu boyuta gelemiyor belki de.

Peki o zaman bu ağaç beş yılda mı büyüdü yoksa altı haftada mı?

Sadece fiziksel gelişimi gören insanlar için cevap altı hafta. Ama işin arkasını görebilen, farkında olanlar için ise beş yıl. Toprağa atılan tohum, belli aralıklarla özenle verilen su, ışığını ayarlama, yağmurdan rüzgardan koruma derken uzun zamana yayılmış bir emek harcanıyor. Bu emek harcanırken tohum filizlenene kadar büyük bir sabır gösteriliyor.

Sonra da tüm kalbiyle ona inanmak gerekiyor. Verilen emeklerin boşa gitmeyeceğine ve sabrın sonunun selamet olduğuna inanmak. Çünkü inanmadan yapılan hiçbir şey gerçek olmuyor. Geçici olarak gerçekmiş gibi duruyor ama kısa zamanda öyle olmadığı görünüyor.

Bu gelişim süreci içinde bir diğer etken ise vazgeçmemek. Verilen emeklerin karşılığı görülmeyince, gelişim süresi uzadığında, etraftan baskılar veya caydırma etkili tepkiler geldiğinde, cesaret gösteremeyenler kıskançlıkla yaklaşıp olumsuz enerji verdiğinde, tembeller, emeği değersizmiş gibi gösterdiğinde vazgeçme aşamasına gelinebiliniyor.

Geçen zaman ve bu zaman içinde verilen emeklerden, gösterilen sabırdan dolayı yorgunluk da düştümü bedene ve zihine, vazgeçmek gündeme yerleşiyor. İnsan bir an duruyor ve “Değer mi?” Sorgulamasına giriyor. Bu gelinen noktada en önemli şey, derhal harekete geçmek. Durmamak ve devam etmek. Asla ve asla vazgeçmemek. Tabii ki değer. Bu başarıldığı an diğerleri arkadan geliyor olacak. Kapılar kapıları açacak, başarıdan başarıya koşulacak.

Uzun zamanda sabırla yavaş yavaş emekle, inanarak kat edilen yollar en sağlam ve en doğru noktalara ulaşacak; tıpkı bambu ağacı gibi. Zor büyüyen ama büyüdü mü kolay kolay devrilemeyecek bir ağaç gibi.

Emek-sabır-inanmak ve vazgeçmemek;

İşte başarının sırrının açılımı bu. İnsan ilişkilerinde de, iş ilişkilerinde de, üretme aşamasında veya tüketirken bile bu dört noktaya önem verildiğinde sanki her şey daha güzel ve daha kıymetli olacak, sanki her zorluğun üstesinden daha rahat gelinecek. Sanki daha kaliteli ve daha rafine bir toplum oluşacak. Mutluluk ve şans, kapıları defalarca çalacak.

Tabii ki sevgiyle beslediğimiz, saygıyla büyüttüğümüz sürece.

Tabii ki yönümüzü aydınlığa, mutluluğa doğru çevirdiğimiz ve çok çalıştığımız sürece.

Fark ettiğimiz ve farkında olduğumuz şekliyle.



Kaynak : Asla vazgeçme… https://www.kendinigelistir.com/asla-vazgecme/#ixzz5owkehgra 

EN BAŞARILI İNSANLARIN GÜNLÜK RİTÜELLERİ


En iyi olmak için çok değil, verimli çalışın!

Başarı ne verilir ne alınır. Sadece kazanılır. İnsanlık tarihinde en parlak zihinlerin hepsinde ortak bir nokta vardır. Sadece yaratıcılıkları ve zekaları değildir. Beklentileri aşan ve dünyada kalıcı değişiklikler yaratan en akıllı insanlar, üretkenliklerini nasıl geliştirebileceklerini öğrendiler.

Sigmund Freud, Benjamin Franklin ve Immanuel Kant gibi bu kişiler, yaşamlarını değerlerine ve kendine özgü ihtiyaçlarına göre planladılar.

Verimliliğinizi optimize etmek ve yüksek başarı seviyelerini sürdürmek söz konusu olduğunda, mükemmel zihinlerin zamanlarını nasıl harcadığını öğrenmek harika bir yoldur. Bu yazıda, tüm modern psikolojinin öncüsü ve kurucusu Freud’un, bağımsızlığın bilim adamı, yazar ve mimar Franklin’in ve tüm zamanların en büyük filozoflarından biri olan Kant’ın zamanlarını nasıl harcadığını inceledik.

İşte en akıllı insanların günlük alışkanlıkları:

Uyku seviyesine öncelik verirler
En akıllı insanlar, gün boyunca yüksek düzeyde fiziksel ve zihinsel enerjinin devam etmesinde uykunun önemini kabul ederler. Kant ve Franklin gecelik ortalama yedi saat uyku uyurken, gece baykuşu olan Freud’un ortalaması altı saatti.

Sabah için uygun geçiş süresine izin verirler
Sabah rutinleri sizi bunaltıyor çünkü; zihinsel durumunuz üzerinde büyük bir etkisi var. Benjamin Franklin her sabah düşüncelerini yansıtmak için vakit ayırırdı. Freud ise, kahvaltı yapmayı ve günlük bakımına vakit ayırırdı. Immanuel Kant ise ; güne çay ile başlayıp meditasyon yapar ve pipo içerdi.

Birincil hedefleri için belirli saat belirlerler
Kant, felsefesinin ilerletilmesi için Joseph Green ile danışmanlık yapmak için her gün en az dört saat harcadı. Franklin, müzik ve dilden bilime kadar çok çeşitli ilgi alanlarını kapsayan 8 saat geçirdi. Freud, ise; çalışmalarına dalmış, her gün psikanalitik hastalarıyla yaklaşık 10 saat geçirmiştir.

Giriş ve çıkış arasında optimum dengeyi bulurlar
Bazıları karşıt dengeyle daha iyi işler yaparken bazıları çıktıdan çok daha fazla girdiye ihtiyaç duyar. Benjamin Franklin, günde yaklaşık dokuz saat boyunca ona enerji veren işlerle meşgulken yalnızca sekiz saat enerji harcadığı bir tür plana sahiptir. Freud ve Kant 11 ila 12 saat arasında çalışmaya zaman harcarken uykuya 5-6 saat kadar bir süre ayırırlar.

Dikkat dağıtıcı durumları en aza indirirler
Teknolojinin dezavantajları olsa da, sanırım birçok zorluk kendine ait sınırları belirlemektir. Bildirimlerinizi kapatın ve bilgilendirilmek için belirli bir zaman ayırın.

Güne erken başlarlar
Kant ve Franklin her ikisi güne saat 05:00’te başlardı, Freud ise 07:00’de başlardı, ancak gece 1’e kadar da yazıyordu. Her günü büyüme için fırsat olarak görmeye başlayın.

Günlük egzersiz yaparlar
Sadece bir saatlik olsa bile Freud ve Kant, öğleden sonra kendilerini yenilemek için yürüyüşler yapmayı severlerdi. Freud’un aceleyle Viyana’ya ayak basması biliniyordu. Franklin egzersiz yapmazdı, aşırı kiloluydu.

Programlarını mümkün olduğunca basitleştirirler
Sigmund Freud, Immanuel Kant ve Benjamin Franklin’in programları oldukça basitti. Herkes basitliğin hız ve üretkenlik olduğunu ve hayatlarındaki gereksiz karmaşıklığı azaltmaya çalıştığını biliyordu.
Kendinizi değerlerinizle aynı hizaya getireceğiniz ve uygulayabileceğiniz kadar, doğal zekanızı ortaya çıkarabilir. Hep istediğiniz başarıya ulaşabilirsiniz.

Kaynak: http://sosyalmedya.co/en-akilli-insanlarin-gunluk-rituelleri/

HEPİMİZİN İHTİYAÇ DUYDUĞU BİR YETENEK

Kitap okuyamıyorum.
Ders çalışamıyorum.
Konsantre olamıyorum.
Konsantre olup, ders çalışıp, kitap okusam da hiçbir şey hatırlayamıyorum.

Oysa hepimizin bu yeteneklere ihtiyacı var.

Size bir şey önerebilir miyim?

“Pırıl pırıl, soğuk bir nisan günüydü; saatler on üçü vuruyordu. Dondurucu rüzgârdan korunmak için çenesini göğsüne gömmüş olan Winston Smith, bir toz burgacının da kendisiyle birlikte içeri dalmasını önleyecek kadar hızlı olmasa da, Zafer Konutları’nın cam kapılarından çabucak içeri süzüldü.”

Önerdiğim şey bu kitap ya da içinde yazılanlar değil. Gerçi onlar da çok güzel ama vurgulamak istediğim başka bir şey. Size önerim bir yetenek kazanmak. Hayal gücümüzü canlandıracak; vicdanımızı ve inanç sistemimizi geliştirecek bir yetenek. Size önerim: Sesli okumak!

Çok basit bir öneri. Ama güzelliği onun basitliğinde zaten. O kadar basit ki pek çok kişi tarafından bilinse de önemsenmiyor maalesef. Ya da okumayı yavaşlattığı için olsa gerek pek sevilmiyor. Nedense herkesin hedefinde hızlı okumak var. Önce bir yavaş okumayı öğrenelim. Sonra hızlısına geçeriz.

Yanlış anlaşılmasın. Hızlı okumaya karşı değilim. Bazı şeyler hızlı okunmalı elbette. Gözle taranmalı. Zaten hızlı okuma tekniklerinde gözünüzle satırların arasında hızlıca dolaşıp adeta onların fotoğraflarını çekmeniz beklenir. Bırakın sizi yavaşlatacak olan sesinizi kullanmayı, dudaklarınızı bile oynatamazsınız hızlı okuyabilmek için. Sadece gözleriniz hareket eder. Böylece bilgiyi sadece görsel yolla elde etmiş olursunuz. Çoğu kişi kitap okuma eylemini bu şekilde hızlı olmasa bile sessizce yürütür. Kitapların yuvası kütüphaneler bile sessizliğiyle meşhurdur.

Ben size bunun tersini yapmayı öneriyorum. Sesli okumayı. Her zaman değil. Ama günde 10 dakikanızı bile bu işe ayırırsanız çok şey kazanırsınız. Her şeyden önce motivasyon arttırıcıdır sesli okumak. Hiç havanızda olmadığınız bir anda bile sizi havaya sokar. Deneyelim mi? Hemen şimdi, elinizi uzattığınız anda ulaşacağınız bir metin bulun ve onu yüksek sesle okumaya başlayın.

“Binanın girişi, kaynatılmış lahana ve eskimiş keçe kokuyordu.”

Yüksek sesle okumak nasıl da konsantrasyon arttırıcı öyle değil mi? Kelimelere ses kıyafetini giydirip üstüne bir de o kıyafetin sesini işitince, kokusunu da almaya başladık.

“Hemen karşıki duvara, içerisi için epeyce büyük sayılabilecek, renkli bir poster asılmıştı.”

Artık kelimeleri sadece gözümüzle değil aynı zamanda hayal gücümüzle de  görüyoruz.

“Posterde, bir metreden geniş, kocaman bir yüz görülüyordu: kırk beş yaşlarında, kalın siyah bıyıklı, sert bakışlı, yakışıklı bir adamın yüzü.”

Şu anda tam olarak benim gibi okuyamıyor olabilirsiniz. Amacımız yazılanların içine dalmak. Onu yaşamak. Buna gayret edin. Sadece gözünüzü değil, ağzınızı, kulaklarınızı, yüzünüzü, nefesinizi, tüm bedeninizi kullanın okurken…  Tabi aklınızı da.

“Winston merdivene yöneldi. Asansörü denemeye gerek yoktu. En iyi dönemlerde bile pek ender çalışırdı; kaldı ki, son günlerde gündüz saatlerinde elektrik kesintisi uygulanıyordu. Nefret Haftası’nın hazırlıkları kapsamında alınan tutumluluk önlemlerinin bir parçasıydı bu.”

Nefret haftası mı? O da ne? Okurken bazen biraz daha yavaşlayıp hatta böyle durup ona sorular sorun. Kitapla konuşun.

“Daire yedinci kattaydı; otuz dokuz yaşında olan ve sağ ayak bileğinin üzerinde iri bir çıban bulunan Winston, merdiveni ikide bir durup dinlenerek ağır ağır çıkıyordu.”

Assimilate. Bu kelimenin anlamı nedir?
Bir şeyi benimsemek.
Evet harika. Özümsemek.

“Her katta, asansörün tam karşısına asılmış olan posterdeki kocaman yüz duvardan ona bakıyordu.”

Ubiquitous. Bilen var mı?
Her zaman, her yerde.
Peki öyleyse “ubiquitous assimilition” ne demek?
Her zaman, her yerde, her şeyi özümsemek.
Hayallerinizi başkaları veriyorsa, herhangi bir şeyi nasıl hayal edebilirsiniz?

“Resim öyle yapılmıştı ki, gözler her davranışınızı izliyordu sanki. Posterin altında, BÜYÜK BİRADER’İN GÖZÜ ÜSTÜNDE yazıyordu.”

Geçen sene “1984”ü kimler okudu? Güzel. “DoubleThink.” Bilen var mı? Meredith?
Aynı anda iki zıt inanışı benimsemek. İkisinin de doğru olduğuna inanmak.
Doğru olmadığını bildiğiniz halde yalanlara kasten inanmak.

Kendi kendine konuşana ne derler? Buna gerçekten inanıyor musunuz? O zaman siz de deli misiniz? Hadi itiraf edin. Kendi kendinize konuşuyorsunuz. En azından çocukken, oyun oynarken konuşmuşsunuzdur. O yüzden o zamanlar daha iyi bir öğreniciydiniz. Kendi kendine konuşmak da faydalıdır çünkü. Tıpkı sesli okumak gibi. Öğrenmeyi kolaylaştırır. Hafızayı güçlendirir mesela.

Buna psikolojide “production effect – yapım etkisi” adını veriyorlar. Bu konuda araştırmalar yapan Profesör Colin MacLeod “Öğrenmek ve hatırlamak, aktif katılımla mümkündür” diyor. Geçen yıl Waterloo Üniversitesi’nde bir araştırmayapılmış bu konuda. Öğrencileri 4 gruba ayırmışlar. Ellerine de öğrenmeleri için yazılı bir materyal vermişler. Bir grup bunları sessizce okumuş. Bir grup başkalarının sesli okumasını dinlemiş. Üçüncü grup önceden kaydettikleri kendi sesleriyle öğrenmeye çalışırken sonuncu grup da yüksek sesle okuyarak anlamaya çalışmış. Daha sonra bu materyalle ilgili yapılan testlerde okuduğunu en çok hatırlayan grup hangisi olmuş dersiniz?

Son iki grubun başarısı ortada. Üniversitedeyken ben de aynı şekilde ders çalışırdım. Ders kitaplarımı sesli okuyup kasetlere kaydederdim. Sonra da okula gidip gelirken o kasetleri dinlerdim. Tabi bu şekilde ders çalışmanın şöyle bir zorluğu var. Eğer odanızı başka bir kişiyle paylaşıyorsanız ya da mesela yurtta kalıyorsanız sesli okumak çok daha zor oluyor. Okurken başkalarını rahatsız etme riski var. Size kendi kullandığım yöntemi önereyim.

Mr. Bean’in kullandığı bu yöntemi biraz daha geliştirip battaniyeyle uygulayın. Hem dış dünyadan kendinizi soyutlamış olursunuz, hem de akustik olarak yalıtılmış bir ortamınız olur. Sonra da açın kitabınızı, basın telefonunuzun ses kayıt düğmesine. Kitabınızı kısık bile olsa sesli okuyun. Hiç birini yapamayacağınız bir ortamdaysanız, mesela kütüphanede ya da Mr. Bean gibi bir toplu taşıma aracında en azından dudaklarınızı oynatarak kendi kendinize fısıldayın. Hata yapmaktan, yanlış okumaktan da hiç çekinmeyin. Hele yavaş okumaktan hiç…

Az önce bahsettiğim araştırmanın sonuçlarını şöyle yorumluyor bilim insanları: “Yapım etkisi, insan hafızasında önemli bir rol oynuyor. Sesle, gözle ve kulakla aktif olarak katılım, öğrenilen bilginin akılda bir öz-referans oluşturup diğer bilgilerden farklılaşmasını sağlıyor. Böylece bilgiler, ileride daha iyi hatırlanabilecek olan uzun süreli hafızaya kaydediliyor.”

Toplu taşıma araçlarında, kütüphanelerde, başkalarıyla paylaştığımız ortamlarda sesli okuyamıyoruz belki ama biraz çaba sarf edip kendimize gündelik hayatımızda sesli okuma alanları oluşturabiliriz. Sadece öğrenciyken değil. Her zaman. Çünkü kitaplarla konuşmaya ihtiyacımız var. O yüzden sadece sesli de değil, mümkün olduğunda yüksek sesli okuma yapın. Kitabı yaşayın. Onu özümseyin. Sokrat gibi diyalektiği kullanarak kitaba sorular sorun. Akıl yürütün. Sesli okuyun, sesli düşünün ki bu dünyada kendi sesinizi bulasınız.

Eğer onu bulamazsanız ne olur biliyor musunuz? George Orwell’ın uyardığı şey:  DoubleThink. Aynı anda iki zıt inanışı benimsersiniz. İkisinin de doğru olduğuna inanırsınız.

Doğru olmadığını bildiğiniz halde yalanlara kasten inanmak. Günlük hayatımızdan örnekler: Benim mutlu olmak için güzel olmam lazım. Güzel olmak için estetik yaptırmam lazım. Zayıf olmam, ünlü olmam, şık olmam lazım.

“Başını kaldırıp o kocaman yüze baktı. O siyah bıyığın ardına gizlenen gülümseyişin anlamını kavraması kırk yılını almıştı.”

Delikanlılar, günümüzde size kadınların orospu olduğu söyleniyor. Sürtük oldukları, onları becermeniz, dövmeniz, aşağılamanız, onlardan utanmanız söyleniyor. Kadınlar, bir pazarlama kurbanı.

“Ah, o acımasız, boş aldanışlar! Ah, o sevecen kucaktan dik kafalı, bile isteye kaçışlar!”

Her gün, 24 saat, hayatımız boyunca, bazı güçler, ölene dek bizi aptallaştırmak için sürekli çalışacak.

“Yanaklarından cin kokulu iki damla gözyaşı süzüldü. Ama artık her şey yoluna girmişti, mücadele sona ermişti. Sonunda kendine karşı zafere ulaşmıştı. Büyük Birader’i çok seviyordu.”

Bu yüzden kendimizi savunmak ve bu saçmalığı beynimize sokma girişimleriyle mücadele etmek için, hayal gücümüzü canlandıracak, vicdanımızı ve inanç sistemimizi geliştirecek tarzda okumayı öğrenmeliyiz.

Hepimizin bu yeteneklere ihtiyacı var. 
Savunmak için…
Korumak için…
Aklımızı…

Kaynak: http://barisozcan.com/hepimizin-ihtiyac-duydugu-bir-yetenek/

UZMANINDAN BAŞARIYA GÖTÜREN ALTİN DEĞERİNDE 5 MADDELİK DAVRANIŞSAL DEĞİŞİM REÇETE


Doktor, yazar ve konuşmacı Alan Zimmerman kişisel başarıyı sağlamak için atılması gereken beş önemli adımı dile getiriyor.

Elbise provası gecesinde zamanında hazır bulunan tek kişi, kemancıydı. Orkestra şefi “Burada olmandan ötürü ne derece memnun olduğumu bilmeni istiyorum” dedi. Yaşlı adam cevap verdi: “Aslına bakarsanız konsere katılma şansım olduğunu sanmıyordum ama, en azından bunu yapayım dedim.”

Hemen hemen herkes benzer bir yaklaşımla işinde daha fazla başarılı olmak ister. Fakat eğer bu konuda gerçekten dürüstlerse, daha fazla başarılı olmak için yapabilecekleri asgari şeyleri de bilmek zorundadırlar.

Evet, muhteşem bir başarı kazanmanızı sağlayabilecek beş küçük davranışsal  değişim var.

İşte şunlar:

Şanstan tercihe değişim

Hayatta kaybedenler sadece ne olup bittiğini görmek için beklerler. Bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak için gerçek anlamda çaba sarf etmezler; sadece şanslarını kullanırlar.

Buna mukabil bir şampiyon, kişisel ve profesyonel başarının kendisi için ne anlam ifade ettiğini gayet iyi bilir. Ve beklentilerini gerçeğe dönüştürecek kararlar alır.

Bu nedenle kendinize şunu sorun: “Kendi başarınızın tanımını yapabildiniz mi? Bir personel toplantısında olsaydınız, hemen şimdi ayağa kalkarak beş dakika süreyle başarı tanımınız konusunda konuşma yapabilir miydiniz? Ne söyleyebileceğinizi tam olarak biliyor musunuz?”

Lüksten adanmışlığa değişim

Bir adam başarılı bir sigorta satıcısı olmasına rağmen, hep bir üçüncü dünya ülkesinde doktor olmayı istermiş. Fakat satış işi ona çok daha fazla parayı çok daha kısa sürede vaat ettiği için, bu mesleği tercih etmiş. Yaklaşık 30 yıldır sigorta satıcılığı yapmış. Çünkü bu işi yapmak daha makulmüş. Tıpkı babasının da yaptığı gibi. İş hayatına atılırken çok fazla düşünme ya da yargılamada bulunma ihtiyacı hissetmemiş.

İşte bu adam, 30 yıl boyunca haftanın beş günü yataktan fırlayarak aslında pek de umurunda olmayan bir işi yaptığını itiraf ediyor. Eğer yapmak istediği şeyi yapmış olsaydı, doktor olmuş olsaydı, daha az para kazanırdı belki ama, kesinlikle daha mutlu ve başarılı bir insan olurdu.

Peki ya siz? Sizin tercih ettiğiniz kariyer lükse mi dayalı, yoksa kendini adamışlığa mı? Gerçekten memnun olduğunuz ve inandığınız bir işi mi yapıyorsunuz?

Eğitimden güçlenmeye değişim

Ne kadar maharetli olursanız olun, muhakkak bazı becerilerden yoksun olacaksınızdır. Maalesef kaybedenler hep yeteneksiz olmaktan dem vururlar. Hep şöyle derler: “Ben buyum” ya da “Şunu şunu asla yapamazdım.”

Ya da ümitsiz bir varlık olarak hep ihtiyaç duydukları eğitimi ve becerileri kazandıracak birilerinin çıkıp gelmesini beklerler. “Bu, firmamın ihtiyaç duyduğum için verdiği bir eğitim. Benim sorumluluğum değil.” Bunu yeni iş görüşmelerinizde söylemeyi deneyin bakalım hiç mesafe alabilecek misiniz. Tabii ki hayır.

Fakat şampiyonlar kendi hayatları ve kariyerleri için sorumluluk alırlar. İhtiyaç duydukları becerilerin peşinde koşarlar. Sadece devam etmekte olan eğitimleri adına değil, nihai hedefleri olan kişisel gelişimlerini tamamlamak adına. Böylece başarıdan başarıya koşarlar.

Bu tanım size uyuyor mu? Eğer uyuyorsa, eğitiminize kişisel gelişiminize devam etmeniz için bir neden var demektir. Bunu sağlamak için sizi alanınızda gerçekleşen güncel değişikliklerle paralel tutacak bir kitap okuyabilirsiniz. Ya da işe giderken daha etkin bir insan olmanızı sağlayacak bilgi ve esinler içeren, motive edici bir şeyler dinleyebilirsiniz.

Bilgi kırıntılarından bilgeliğe değişim

Herkesin fikirleri vardır. Fakat hayatın şampiyonları kulak verecekleri kişileri dikkatle seçerler. Bir çok insanın ilerleme kaydedememesinin temel nedeni, cahillerin düşüncelerine kulak vermeye devam etmeleridir.

Örneğin kardeşiniz, mükemmel bir insan, mükemmel bir koca, bir baba ya da bahçıvan olabilir. Fakat bu durum onun makul düşüncelerini evlilikle, aile sahibi olmakla ve bahçıvanlıkla sınırlandırır. İş dünyasında büyüme, ekip oluşturma ya da liderlik gelişimi alanında herhangi bir anlam ifade etmez.

Hepimiz biliriz ki insanlar, sahip oldukları niteliklerin dışındaki konularda da nasihat vermeye hazırdırlar. Bu onları kendilerini önemli hissetmelerini sağlar. Kendi niteliklerine dair fikir beyanında bulunmazlar pek. Sadece fikirlerini ifşa ederler. İşte bu nedenle şampiyonlar, kulak verecekleri kişileri dikkatle seçmelidirler.

Maalesef bu fikir verenlerin hiç birinin kişisel ve profesyonel gelişim alanında uzmanlıkları yoktur. Hiç biri de yılların getirdiği araştırma ve inceleme deneyimine sahip değillerdir. Bu tip insanların cahilane fikirlerini beyan etme özgürlükleri olsa da, sizin bir girişimci olarak bu fikirleri göz ardı etme sorumluluğunuz bulunuyor.

Sabırdan sebata değişim

Aynı anlamı ifade ediyor gibi görünebilir ama aslında arada büyük bir fark var.

Hayatta kaybedenlerin hayranlık verici sabırları olabilir fakat, bu onların yegane özellikleridir. Pasif anlamda bir sabrın zaferi beraberinde getirdiği pek vaki olmamıştır.

Bununla birlikte şampiyonlar aktif sebat yolunu tercih ederler. Başarıya ulaşana kadar yaptıkları işi yapmaya devam ederler.

Sebatınızı güçlendirmek için sebatın gücüne inanmakla işe başlayın. Başarılı insanlar her zaman bu değere inanırlar. Bu yöntemin bir çok kez işe yaradığını bilirler.

Honda Motor Corporation’ın kurucusu Soichiro Honda’ da bu gerçeği onaylıyor. “Başarı, %99 oranında başarısızlıktır” diyor Honda. Yani, ne kadar başarısızlığa uğrarsanız uğrayın, yapmaya devam ettiğiniz sürece başarıyı elde edeceksinizdir.

Dehası nedeniyle sürekli olarak övülen Albert Einsten’ da şöyle der: “Bu benim zeki olmamla ilgili bir şey değil; bilakis sorulara daha fazla zaman harcamamla ilgili.”

Aşama kaydetmek, kazanmak, başarılı olmak, işinin zirvesinde olmak, doruk noktaya ulaşmak, ya da her ne şekilde adlandırırsanız adlandırın, bir sır değildir. Eldeki veriler, bu beş davranışsal dönüşümün sağlanması halinde başarının muhtemel, hatta mümkün olduğunu gösteriyor.


KAYNAK: https://www.webtekno.com/uzmanindan-basariya-goturen-altin-degerinde-5-maddelik-davranissal-degisim-recetesi-h39713.html




google5bf650e305f11f80.html